Zor.
Bazı şeyler göründüğünden, kolayca adlandırıldığından, anlatıldığından, kabullenildiğinden daha zor.
Öyle olmasa, böyle olur muyduk hiçbirimiz?
Ayaklarım geri geri gidiyor. Beden nereye yürürse yürüsün, ayaklar geri geri gidiyor.
Hiçbir kucağa güvenip de başımı yaslayamıyorum. Güvenecek pek bir şey yok, insanlara dair. İnsan, insan sonuçta. Tartışılır bir şey değil bu.
Çok kapı açılıyor, çok kapı var tırmalayacak.
Oysa insan hep, kendi kapısı olsun istiyor.
Kendi kapısı olsun da, açık mı olsun, kapalı mı olsun, orasını da sonra düşünmek istiyor.
Zor, bazı şeyler çok zor.
Pencereler titriyor, rüzgar sert esiyor, “Bana vurmaz.” diyorsun.
“Rüzgarı sırtına yiyen var, gece gündüz evsiz.” diyorsun.
“Ben çok iyi durumdayım, insanlar aç, evsiz, öldürülüyorlar, yakılıyorlar, işkence görüyorlar, hapsediliyorlar, tecavüze uğruyorlar.” diyorsun.
Ama insan, insan işte. İnsan öyle bencil ki, en çok kendi hâline üzülüyor.
-
Bazıları var, hiç kırılmıyorlar.
Beş ve sekiz arasında gidiyor adamların bütün duyguları.
Dört olmuyor, dokuz olmuyor, on beş olmuyor mesela.
Hep aynı aralıkta geziyorlar. Komik dizilere gülüyorlar. Komik videoları seviyorlar.
Renkli video klipleri, ağlatan şarkıları takip ediyorlar.
Onlara bir şey hissettiren şeyler, beş ve sekiz arasında olmadıklarını düşünmelerini sağlayan şeyler, iyi geliyor adamlara.
Bazıları var, hiç yaşlanmıyorlar.
Hep aynı adamlar. Hiç kırılmıyorlar.
-
Ota, ağaca, gök yüzüne, geceye bakıp “Hayat, var.” diyorum.
Ama bizim için değil.
Büyük yanılgı, bizim için olduğunu düşünmek hayatın.
Hayat bizden başka. Bizden büyük. Bize çok da lüzum yok.
O, “Her şey bizim için.” avuntusu bizim kendi kurnazlığımız.
-
Kendim için yaşasaydım, nasıl da yaşardım, köküne kadar, toprağına kadar yaşardım.
Ama özgürlük satın alınabilir bir şeyden fazlası değil.
-
Çocuğuz tabii, cahiliz, deneyimsiziz, her yaşta, hepimiz.
Bihassa ben, oldukça çocuğum.
Daha çok büyürüm, kesin. Ama bok büyürüm, biraz da o var.
Çocuk olmak, insanların içini dışını görmeye, niyetini-niyetsizliğini anlamaya engel değil ki.
Çocuk olmak, engel değil ki.
Cahilim, bilhassa ben, çok cahilim.
-
Bir yandan da yaşadıkça öğreniyorsun işte.
Ama hayat hep yanlış şeyleri öğretiyor insana.
Güvenmemeyi, sevmemeyi, kendini kurtarmayı, kendini bir bok sanmayı öğretiyor.
Canın ne kıymetli olduğunu öğretiyor.
Oysa can, ne kıymetsiz.
-
En sevdiğim parçalarım çürüyüp döküldüler zamanla.
Görünen o ki, daha çok zamanım var.
Çürüyüp dökülecek parçalarımsa gittikçe azalıyor.
Hangisi önce bitecek? Ben mi, zaman mı?
-
Hiçbir şey yapmıyorum.
Hayatta kalıyorum. Başka hiçbir işe yaramıyorum.
Kim yarıyor ki?
-
Zor, bazı şeyler.
İnsan hep anlatıyor, insan hep olanı biteni anlatıyor… İnsan hep, olan bitenin kendisinde nasıl bir etki bıraktığını anlatıyor.
İnsan hep, dili döndüğü kadar anlatıyor.
Anlatıldığından, anlaşıldığından daha zor, bazı şeyler.
-
Şahidim,
hayatını hiç kendisi için yaşayamamış insanların, “son yıllar” telaşına kapıldıklarında,
ne büyük bir pişmanlıkla,
ne büyük bir çaresizlikle yığılıp kaldıklarına şahidim.
-
Yaşanmamış bir hayatı,
kırsan ne fayda,
düzeltsen ne fayda.
-
Kendimi kulaklarımdan tutup tavana asasım var.
Hiçbir yere sığamayacak kadar küçüğüm.
Hiç kimsenin anlamasını beklemiyorum.
-
Hiçbir şeyi görmek, hiç kimseyi sevmek istemiyorum.
Yalan mı söyleyeyim? Zorla mı yahu?
-
Bile bile ladeslerin dünyasında yaşıyoruz. Kendinizi kandırmayın.
Gündelik işlerin bokunda boğuluyoruz.
Bir şey yaptığınızı sanmayın.
-
Bu, böyle bir ekolojik döngü.
İnsan, henüz yirmilik yaş dişlerinden kurtulamamış bir hayvan.
-
Fiziksel olarak ne kadar boktan bir şey olduğumuzun farkındayım.
Bu, hiçbir halta yaramayan duygularla ne yapacağımı bilmiyorum.
Alsam, satsam, şarkı yapsam.
-
Herkes şarkı yapıyor.
3 dakikaysa, 3 dakika. 4 dedi mi yoksun.
-
Kimse dinlesin, okusun, anlasın, sevsin diye yazmıyorum.
Hiçbir şey yapmıyorum ben.
-
Zor bazı şeyler.
Çok zor,
insanız sonuçta.
Olmadık henüz.
-
Ben anlatamıyorum.
Sen anlarmış gibi yapma.
Boşver.
-
Zor.