a bag full of loot

god gave you a hand and you gave yourself a finger

Apartmandaki sarhos adimlarim

Sabahin bes bucugunda
Uykunuzda kufretmeyin diye
Ayakta da duramasam, yikilsam bile
Topuguna basmadan tirmaniyorum merdivenleri
Topuklu ayakkabilarim
Sabahin en besinde
Kadin kadin.

Lakin siz
Disaridaki martilarin
Ve icimdeki cigliklarin
Sesine bile uyanmazken
Nasil kaldiracak sizi
Kadin topuklu ayakkabilarim?

Hep nezaketimden yanacagim.

Esas olan niyet degil,
Esas olan sonuctur.

Teslime Hanım

Ben Teslime Hanım,

Ben size değil,

Siz bana benzeyeceksiniz.

Ah içinizde
Bana hiç yazılmayacak, bana hiç söylenmeyecek şarkılar görüyorum.
İçinizden söküp almak istiyor içim o şarkıları,
Bizzat kendi pençelerimle.
Ama ben bugüne bugün,
Kimsenin nefsine kıyamayan Teslime Hanım,
vuramıyorum size.

Kızgınım çünkü o şarkılar bana değil,
Beni saçımdan tutup sevmeyeceksiniz,
ben ki teslim olanların en teslimiyetçisi,
ben ki kendime derhal bildirdiğim aidiyet hissini çiğneyip yutmuşum,
-size kokmasın da huzursuz uykularınızın şiirsiz konforu kaçmasın diye-
Ben ki sizden biraz daha iyi biliyorum,
beni almaya cüret etseniz orada kalmaya kalkışacak kadar cüretkar bir varlığım,
benim adım Teslime Hanım.

Kızgınım çünkü sesiniz de soluğunuz da
Bir sarhoşluk ertesinde kulağımda çınladıkça çınlıyor,
Oysa siz uzaktan sevmenin güvencesinde,
Azla yok arası vermenin eğlencesinde,
Uçurum kenarının tatlı tehlikesinde
Çocuklar kadar şensiniz.
Öyle bir hal ki
Vitrinde sevdiğinizi paketleyip size versek
Bir kere bile giymezsiniz.

Oysa ben Teslime Hanım,
Ne size vurabiliyorum, ne ona kıyabiliyorum.
Ben şuncacık bedenim ve şu toy zihnimle ancak ve ancak
teslim olabiliyorum.

Bana yalnızlık demeyin,
Bir kedinin inip kalkan göğüs kafesinde yalnızlık.
Bilmeden vurduğum, vurunca kırdığım, kırınca ölsem diye ağladığım o ufak kafeste yalnızlık.
Ben ondan nasıl kaçayım, denemem bile, aptallık bu!
Benim kuyruğum yalnızlık!
Evin ışıkları sönünce bana yolu gösteren bıyıklarım yalnızlık.

Ben Teslime Hanım,
Bir ömür dururum o evde, ince kürküm sevildikçe.

—-
Ben nasıl bir safsam
Burnumla kanar tüm safsatam
Karıncaların üstüne basmadan
Kapınıza ulaşsam,

Ben Teslime Hanım,
Paspasınızdan fırlatıp atacağınız kadar yanlışsam,

Ah içinizde
Bana hiç yazılmayacak, söylenmeyecek şarkılar görüyorum.
Sizin kabahatiniz yok yahu,
Ben kendi sefaletimi her gün görüyorum.

Ben Teslime Hanım,
Bir tokatla patlasam
Hinliğinizin ulu ortasında
Kendimi yaksam.

—-

Ben size değil,
Siz bana benzeyeceksiniz.

Adalet varsa,
Bir yerinden başlamayı öğreneceksiniz.

aymazlardan geldim, olmazlara gidiyorum

Benim kafamın kolluk kuvvetleri, emri aldıkları yerin çöküşüne şahit oldular. Kudurmuş bir köpek sürüsü gibi saldırıyorlar buldukları her cansız şeye, çünkü ezbere bildiğimden emin olduğum gizleri ayıklıyorum etraftan. 
Kendime şu yaptığımı en iyi ben biliyorum.
Bir milyon yıl ve birkaç milyar öfke, dehşet, korku, kir, yara aldı şu gördüğün tezek duvarlı sac damlı viraneyi inşa etmem.
Bütün güvensizliklerini çekiyorum dünyanın, tenim muhteşem bir filtre.
Anlatamayacağım kadar küçüğüm, söylemeye korktuğum şey bu aslında:
Yapmaktan çok çekindiğim şeyler var. 

Ben sizin vermekten sakındıklarınızı biliyorum.
Vermekten sakındığınız her şey için size uçsuz bucaksız bir öfke duyuyorum.
İnanmadığınız her şeyi kafanıza çivi çivi çakıp, kaburgalarınızın arasından zorla sıkıştırarak içeri sızdırmak isteğime göğüs geriyorum.
Ben sizinle olduğu kadar kendimle de inatlaşıyorum.

Siz sakındıkça ben aklınızın hayalinizin almayacağı rasyonalizasyonlarda bulacağım çözümü. Çünkü kendime şu yaptığımı en iyi ben biliyorum.
-
Duvarsız bir ev arıyoruz,
Göğsüne sığındığımızda çocukluğumuzu da koklayabileceğimiz bir ev,
Kollarımızla sarılmak değil, kollarımızı kesip dikmek istiyoruz çirkin gövdemizi o eve.
Herkes kadar sığ, herkes kadar sakınıyoruz vermekten. Hep önce başkaları çıkarıp masaya koysun istiyoruz tüm etlerini.
-
İstemekten korkuyoruz. İstemek demek yenilik demek.
İstemek demek, kurduğumuz mükemmel rutinin,
Alıştığımız ve kanıksadığımız acıların,
Kendimize yakıştırdığımız tüm yetersizliklerin,
Altına saklandığımız ihtişamı şaibeli yalanların,
yalancıkların
hepsini bir üfleyişte devirmek demek.
-
Sırtıma çarpan her taşta, yüzüme çarpan her tokatta ve kendime şu yaptığımı her yaptığımda çaresizliğime şükrediyorum.
Etim kabuk bağlamıyor, etim sertleşmiyor benim.
Ben hep yumuşak deriliyim.
-
O yanlış çözümlerle de kendi aklımı arka bahçeme götürüp darağacına bağlayamıyorsam,

koşarak kaçacağım sizden belli ki. Koşarak kaçacağım ilk sığınılacak orman kuytusuna.
-
Öyle hızlı koşarım ki beni göremezsiniz.
Öyle küçüğüm ki beni çamurlu eteğimin ucundan tutup çekmeye hiç yeltenmeyecek olan ellerinize, avuçlarınıza sığmam.
-
Siz kendi yalanınıza, ben kendi yalanıma…
Dürüst olmayı beceremiyorsunuz belli ki.

level

Vücudumun verdiği tepkilere göre sinir, stres, kaygı, mutsuzluk, çaresizlik eşiğimi ölçebiliyorum.
Hiyerarşik bir sıralama vermeyeceğim size, bu benim küçük sırrım olacak. Ancak örnek vermek gerekirse…

Kilo veriyorsam başka bir seviyedeyiz,
Bayılıyorsam başka,
Sebepsiz yere burnum kanıyorsa başka,
Öfke patlamaları yaşıyorsam başka,
Dünyaya küsüyorsam başka,
Yataktan çıkamıyorsam başka,
Yaptığım hiçbir şeyden keyif almıyorsam başka,
Sadece televizyon seyredebilir hale geldiysem başka,
Hastalanıp duruyorsam başka,
Hiçbir şey yiyemiyorsam başka,
Sakinleştiriciler sayesinde güne devam ediyorsam başka,
Gece yarıları bir sakinleştirici iğne için acile götürülüyorsam başka,
Ağlayarak uyanıyorsam başka,
Ağlayarak uyanıp, ağlayarak giyiniyorsam başka,
Halisünasyonlar görmeye başlıyorsam başka,
Küçük çaplı panikatak ya da mani krizleri geçiriyorsam başka,
Bunlardan birkaçı aynı anda gerçekleşiyorsa başka…


Bugün burun kanaması seviyesine terfi ettim.
Sadece titrim değişti.
Maaşta bir değişiklik yok.

insana hep aynı siir yazıldı.

Hangi meydanda vurdular Leyla’yı

Hangi sefilin emriyle, hangi katil bastı tetiğe

Kaç dolara mâl oldu size Leyla’nın ölümü

Kaç günlük diplomasiye?

Babasından korkan Şeyda’yı

Hangi babası kadar herife verdiler

Hangi Allah’ın emriyle, hangi peygamberin kavliyle

Kaç liraya mâl oldu size Şeyda’nın ömrü

Kaç kuvvetli öküze?

 

Hangi şeytanın izinde gidersiniz

Soysuzu kim melek gösterir size

Küfür, kıyamet kopmuş diliniz

Hanginiz sallanacak adalet kulesinde?

 

Öyle çok söylendi, öyle çok söylendi ki

Öyle tekrara düştü ki bilhassa bu cümleler

Hanginiz ölmek istedi, başkası öldü diye?

Kaç şerefe mâl oldu size asırlık ayıplarınız

Kaç seri cinayete?

bes eylul iki bin on uc

İnsanın güçlü olabileceğinin değil belki ama

Her şeyi zamanla sindirip, öğütüp

Bir gün midesinde sancılar olmadan

Yalnızca sevgi ve gururla

Uyanabileceğinin kanıtı,

Benim.

9 yıldır bir yanım sonsuzluk,

Çocukluğum,

Yeşil dalım,

Kahramanlık şarkılarım.


-

Bana ailenin önemini

Sofi’nin seçimiyle

Sen öğrettin.

-

Ailemi gördün mü?
-

Yıldızlara selam.

-

Büyüdüm.

zamanin yenilenen tarafi

Kimse, kimseden daha büyük değildir.

Kimse, kendini kimseden daha küçük hissetmez.

Buraları böyle yaşken,

Biz duvar tepesinden yosun temizlerken,

Çoluk çocuğun, aptalın, zihinsizin önde gideni bizken,

Bir kendine farkındalıksızdık.

Şimdi kendine farkındalıksız değil miyiz yani?

Biliyor muyuz her şeyin doğru rengini?

-
Eski aidiyetsizliklerden kim kaldı?

Kim kalacak yenilenen zamanlarda baş ucunda?

-
"Lazım olunca gelirim."cilerdenim ben,

Gölge gibi kaçıp kurtulan,

Bağlasan durmazlardan,

Çok hızlı koşarak, ama çok çok hızlı koşarak

Atlarsa uçuruma,

Uçabileceğine inananlardanım ben.

-

Kimsenin ilk çalacağı kapı da olamayacak,

Kİmsenin son sözünü de duyamayacak,

Kimsenin kendisinden bir tık daha öne koyamayacağı

Cisimlerdenim ben.

-

Kendini tarife yatkınken ve

Zamanın yenilenen tarafına yatıkken zihin gemilerimiz,

Kendine farkındalıksızlık meltem olur, lodos olur, eserse fırtına olur,

Rotamız hep ilk ufka kaçar.

-

İkinci tercihlerle yedekler sizlerin kendi gerçekliğinde saklı kalır,

Vurmaz benim yelkenime.

-

Birileri hep duracak.

Ben hep gideceğim.

SEYLER

Tanıştık. Kalktık, gittik. Birimiz öldü, diğerimiz ölmedi. Bu hikayenin tamamı bu kadar.

Bu hikayenin devamına hiç gerek yok. Gereksiz de olsa bu hikayenin bir devamı var.

Hayatı öğrenmek için bu kadarını bilmemiz yeterli.

Şeyler ve şeylerin devam eden yankılarından oluşuyor, hayat.

İçinde bir tane adam ve bir tane kadın var.

Şeyler var.

Her Şey Adamın Hikayesi ve Hiçbir Şey Yapmayan Kadının Hikayesi.

Her Şey Adam ölürse, Hiçbir Şey Yapmayan Kadına ne kalır?

http://hicbirhersey.tumblr.com 

Bilseler

Bilseler aslında kim olduğumu, benden nefret ederler.
Kafamın içinden akıp geçenleri, kurabildiğim cümleleri, midemdeki hedefsiz, genelgeçer nefreti bilseler, benden nefret ederler.

Affetmenin erdem olduğu ve artık umursamamakla kardeş olduğu bir yerde aklımın cirit attığını bilseler, günü geçirerek kendime verdiğim zararın her santimetreküpünü içimde korkunç ağrılarla hissettiğim tüm saatlerde önceliklerimin ne kadar kısıtlı olduğunu bilseler, benden nefret ederler.

Ben kızgın demirlerden örülmüş bir kahkaha kalkanı içinde, kendimi yakar, başkasını savuştururken, elime geçecek ilk fırsatta dünyaya neler yapabileceğimi bilseler, benden nefret ederler.

İyi ki benim kadar keskin ve kendi küpüne zararlı birkaç tanesi hariç hiç kimse bilmiyor.

İyi ki bilmiyorlar kim olduğumu.

Nezaket

"Sizler,

Sıfatlarınıza ve sıfatsızlıklarınıza çok küçük gelecek, bizleri önce şaşkınlığa düşüren, daha sonra midemizdeki bulantı hissi ve yüzümüzdeki ekşimeye engel olmaya çalışmamıza sebep olan, herhangi bir sokak serserisinin, ayyaş bir babanın tek erdem olarak çalmayı, yalan söylemeyi ve çamura yatmayı miras bıraktığı sümüklü oğlunun, bilgiden, zekadan, ahlaktan, kültürden, insani duygulardan ve muhakemeden tamamen arınmış, yetiştiği kirli ortamın pasına bürünerek dünyaya, evrene ancak ve ancak zarar verebilecek herhangi birinin gösterebileceği bir tutum sergilediniz.

Sizin bu çirkin ve beklemiş çöp kokusuyla ciğerlerimizi dolduran tavrınız, yaptığınız aşağılık şeyler kadar ayıplanmayı gerektirse de biz nezaketen sizi aşağılamayacağız.

Yaptığınız aşağılık şeyler, bize ve güzel niyetli, ferah başlı, temiz kokulu insanlarımıza yaraşmamakla birlikte, bu seçilmiş, nadide kişilerden oluşan kendi içinde dağınık ve ancak bazı ilmekler sayesinde bağlantılı topluluğun huzurunu taciz edebilecek, manzarasını bozabilecek, erdemlerinden dizili kalitesini yerle bir edebilecek kadar zavallıca ve temyiz edilemez şeylerdir.

Sizden kibarca burayı terk etmenizi ve bu mahalleye bir daha gelmemenizi rica edeceğiz.

Alfred, şu orospu çocuklarına kapıya kadar eşlik et.”