a bag full of loot

god gave you a hand and you gave yourself a finger

ve gol.

Kim olduğunu biliyorum.

Kim olduğumu biliyorum.

Bu bir hikaye.

İçinizi ısıtacak,

kemiklerinizi takırdatacak bir hikaye.

En başından en sonuna kadar

kimsenin, onun yerinde olmak istemeyeceği bir hikaye.

Ama iyi bir hikaye.

-

Bu yüzden, başı, sonu, hep gelişme.

Olaylar örgüsü.

Hatalar döngüsü.

Güzel bir hikaye.

-

Muhtemelen üzgün bitecek.

Huzurlu.

Yanlış.

-

Herkesin kafasındaki alternatif sonlara

son bir rövaşata.

-

Tanıştığımıza sevindim.

yandik.

Kafa karışsın,

duygular yansın.

Tam olur gibi ama olmaz gibi olmasın.

-

Böyle duralım, uzun huzur,

huzur uzun,

biraz böyle duralım,

bozulmasın.

-

Pasta tadı, kek kokusu.

Portakal suyu sabahlar yakın.

kucuk picin drami

Elbiselerin ortasına düşmüş kedi yavrusu tortopluğunda,

Çekmecenin içinden sevdiklerinin ayaklarına atlayarak

“Merhaba”sı acemi,

Reflekssiz savunmaları, biraz gecikmeli,

Kokusu çörek,

Kokusu en son kime sarıldıysa o,

Tırnakları ince ve sivri ve ayarsız

Tutmak isterken acıtabilir.

-

Yaz gününün tüm vaadlerine koşarken

Başkalarının insiyatiflerine takılıp

Kafa üstü düşen,
Ağaçtan kedi kurtaran,

Gökten yıldız koparan,

Neresi sıcak, neresi yakar bilmeden

Elini sobaya yapıştıran,

Tutmak isterken acıtabilir.

 -

En önce kendini sobeleyen,

Ateşi kibritten sonra öğrenen,

Evi yakan,

Evi yıkan,

Evsiz kalan,

Evden kaçan,

Küçük aptal,

Küçük kâhin.

-

Her şeyi sevebilir.

Herkesi sevebilir.

Farkında değil,

farkında olduğunu anlamadıklarının.

-

Küçük piçin rüyası

Altından bir toplu iğneyi

dünyanın tam ortasından geçirip

gömleğinin yakasına iliştirmek.

-

Küçük piçin dramı

Dar gömlekler,

Dayanıksız dünyalar.

-

Küçük piç,

öper,

vurur,

kaçar.

enayi uykusu

Bu üstümdeki tozun altından kalkabilirsem, hakkıyla yerine getirilecek çok şey var.

Zaman, hala büyük sorun.

Hızlı bu sefer de. Yanlış kapıda üstelik.

-

Uykuyla buluşmalara bir kerecik geç kalma gafletine düştüm.

Süründürüyor iblis.

Ne huzurlu koynu, ne çekici kokusu, ne çok istiyorsun,

canı çekmedikçe gelmiyor,

kölesi yapıyor, yokluğuyla çektiriyor.

-

İnsanın hayatını darmadağın eden bir kadın gibi, günah gibi,

kaprisine tükürdüğüm.

-

Uyku bile daha kadın gibi kadın, benden.

-

Uyku toprağın yedi kat dibinde.

Yanlış kapıda üstelik.

enayi

Kimsenin kalbini kırmadan, canımın çektiği yöne koşmak istiyorum.

Kimsenin üzüntüsüne sebep olmadan vurup dağıtmak,

bir adamı öpmek istediysem öpüp,

dökmek istediysem dökmek,

çıplak ayaklarla şu karşıdaki tepeye koşmak istediysem koşmak,

dağ devirmek,

yakmak,

bozmak,

tutup sevmek, sonra aniden bırakmak istiyorum.

Kimsenin sualine, öfkesine, hüznüne vesile olmadan,

zararım bir kendime,

burukluğa sebebiyet vermeden 

paşa gönlüm o saniyenin onda birinde nasıl arzu ederse

öyle yapmak istiyorum.

-

En enayisiyim bencillerin.

ruyada piyano gormek

Sırtını soğuk kalorifere dayamış, etrafa bakıyordu.

Yeni şarkılar varmış, onları dinliyordu. Odadaki diğer insanlar da bir şeyler anlatıyordu gerçi, ama o şarkıları dinliyordu. Düşünüyordu.

Her odanın kalorifere en yakın yerini, mümkünse kaloriferin ta kendisini kapardı hemen. Isınmak önemliydi. Herkesten çok üşürdü.

Kış geçmiş, bahar geçmiş, yaz geliyordu. Yani öyle olduğuna inanıyordu. Aslında dışarıda yağmur, dereden koşarak karşıya geçmiş bal dudaklı bir dilberin, topladığı zilli eteklerini öbür kıyıya varır varmaz ellerinden salıp yere dökmesi gibi bir panikle ve oyunculukla sellerini döküyordu yollara. Oysa Mayıs bitiyordu işte; güneşli günler gecikmişti; ama yaz gelecekti, o inanıyordu.

Dolayısıyla kalorifer yanmıyordu artık, soğuktu, tasarruftu. Ama eski bir alışkanlık, ince bir çakallıktı işte, sırtını kalorifere dayıyordu.

Soğuk kalorifere sırtını dayamış, bakıyordu insanlara. Herkes birbiriyle arkadaştı.
Herkes severdi birbirini. Onu da severlerdi. Vardı elbet bir iki sebepleri.

Bir iki sebeple sevilmenin derinliksizliğinden duyduğu his kaybını, kimselere anlatmamıştı bugüne dek.

Bencillikten ölecekti, biraz daha az sebeple sevselerdi onu. Bağlanamayışının başlıca sebebiydi bu küçük tahta kıymıkları iletişimdeki, ona bağlanmazdı kimse çünkü.

İnsanların birkaç dostu vardı. Hepsi birbiriyle iyi arkadaştı.

Onun birkaç dostu vardı. Hepsini birbirine o tanıştırmıştı.

Yanlış yapmıştı. Doğru denklemi tutturamamıştı.

Derken, yine kabahati etrafın ve bahtının, zamansızlığın sırtına yüklediğini anladı, utandı kendinden.

Kimse fark etmedi, kısa bir an utandığını kendinden.

Mevzuu çok basitti aslında.

Eskimiş, süpürülmemiş, sevilmemiş, okşanmamış, özlenmemiş, yokluğunda mahvolunmamış, uğruna göz yaşları sarfedilmemiş, unutulamamaya nail olamamış, arkada kalmış, arkaya bırakılmış saçları ile

yalnız olmak zorundaydı bazı insanlar.

Verebileceği kadar alabilirdi onlar.

Verebilecekleri pek bir şey kalmamış insanlar vardı.

Rüyalarında bir piyanoları olduğunu görürlerdi.

Aynı rüyada gördükleri binlerce yüzün kime ait olduğunu hatırlamazlardı;

ama piyano oradaydı.

Piyanonun tüm tuşlarını, siyahının tonunu, sesini, cilasının kokusunu hatırlarlardı.

Hiç piyanoları olmamıştı; hiç insanları da olmamıştı aslında ama piyano başkaydı. Piyano oradaydı.

İnsanların arkadaşları vardı.

İnsanlar bağlanıyorlardı.

İnsanlar ertesi gün ne yapacaklarını biliyorlardı.

İnsanlar, sebepsiz aranmaktan irkilmiyorlardı.

İnsanların boş günlerinde öncelikleri farklıydı.

Soğuk kalorifer değildi kimsenin önceliği.

-

Şarkı bitti.

İnsanlar yok oldu.

Kedi geldi, patisini uzattı, koluna dokundu. Kediye yüzünü döndü, kedi uzandı, çenesini yaladı, mırladı.

“En büyük dostun benim.” dedi kedi.

“Senin sahibin benim, insan.” dedi kedi.

“Seni en çok ben özledim.” dedi.

-

Kedi haklıydı.

Kedi zaten hep haklıydı.

Hep.

iyilik guzellik

Biz birbirimize doğru koşmadık hiç.

Hiçbir zaman birbirimizin ilk tercihi olmadık.

Öyle büyük ve güvenilir bir histi ki, karşılıklı beslediğimiz,

şefkatti, sevgiydi, koşulsuz, zamansız, huzurlu ve daimdi,

bu yüzden hep ikinci plana saklayabildik birbirimizi.

Kalıcı olmanın lüksüydü bu, biliyorduk, kafamız rahattı.

Ama çok isteseydik, yapardık belki, kimbilir?

-

Sığınacak en kararlı limandık,

anne kucağıydık, karşılıklı.

-

Hiçbir şey karşılıksız kalmıyordu,

karşılık beklememek de işin cabasıydı.

-

Yalnızlıklarımıza sıcak sıcak akardık,

her şeyden önce anlayış temelli bir binaydık.

Her dairede gizli saklı yaşanmışlıklar vardı,

birbirimizden ayrı, bağımsız,

ama hayattaydık;

hayatımızdaydık.

-

Çok isteseydik, çoktaan yapmıştık belki de, kimbilir?
-

Çok isteseydik, yapamaz mıydık?

-

Yapmıyorduk.

Bile bile.

-

Birbirimize güvendiğimiz kadar,

güvenemiyorduk kendimize. 

dar

Neden haksız olduğumuza dair binlerce sebebimiz vardı. Hepsini zamanı geldikçe kullanabilirdik. Ne de olsa hepimiz hayattaydık, ama hayat hepimiz için değildi.

-Yanlış yolda olduğumuzu bile bile koşmaya devam ediyorduk. Bu yol da illa ki bir yere çıkacaktı. 

-Hep daha dar kapılardan geçiyorduk. Zaman çoktu, değişim şarttı. Bir tek buna güvenebiliyorduk. 

biraz tuz, biraz cinnet

Durdum.

Nereye gideceğimi, ne yapacağımı bilemediğim için bütün gün durdum.

Yalnızca durdum ve şimdi gitme saatim yaklaşıyor.

Çünkü biliyorum ki ben durdukça bir yerlerde bir kazan kaynıyor.

Ve kaynıyor… ve kaynıyor.

Ben hep o kazanın altını son anda kıstım.

Bugüne dek hep, son anda yetişip, kazanın altını kısarak patlamayı engelledim.

Ama su hep sıcaktı. Kazan hep patlamaya hazırdı.

Taşmaya doğru köpürüyordu, altını kısıp kaçıyordum.

Daha sonra geri dönüyordum. O kendi kendine kaynıyor, ateşse giderek harlanıyordu.

Hep bu döngü.

-

Hangi eşyalarımı alayım bu sefer, hangi çantaya koyayım, hava nasıl olur, nereye gitmem gerekir?
Kimlere hiç çaktırmamam gerekir, neyin içinden geçtiğimi?
-
Herkese her şeyini anlatan aptallardanım ben.

Hem de herkese her şeyini olduğu gibi anlatan aptallardan. 

-

Altında ezildiğim bir özgürlük bu.

Öyle pis ki değneğin iki ucu,

herkesi, her şeyi bırakıp, kafama estiği kadar gidemiyorum da…

kalamıyorum da.

Kalınacak kuytu yok.

-

Dünyanın sırtında fazlalık gibi hissetmeyegörsün insan kendini,

hep tedirgin,

hep kedi sessizliğinde.

-

Vurup dağa gitsem, dereye gitsem, denize gitsem,

hazır bahar da gelmişken,

kimseyi almasam yanıma,

kimseyi sevmesem…

-

Gidiyorum, çünkü kazan kaynıyor.

Nereye giderim, bilmiyorum.

Sırt çantamı dolduracağım, acele.

-

Yine.

-

Hep başkalarına göre yaşamış insanların, kendileri için hiçbir şeyi doğru düzgün becerememesi neden?

-

Altında ezildiğim şeyler var.

-

Benim bu öfkelerim, mutsuzluklarım, kendiliğinden değil elbet.

-

Anlatamadıklarım var. Anlatmak istemediklerim. Anlatsam bir şeyi yoluna koymayacaklarım.

-

İnsan, insana mecbur olmasa keşke.

-

Gideyim.

Yine.

hicbir sey yapmayan kadinin hikayesi 1.4

Zor.

Bazı şeyler göründüğünden, kolayca adlandırıldığından, anlatıldığından, kabullenildiğinden daha zor.

Öyle olmasa, böyle olur muyduk hiçbirimiz? 

Ayaklarım geri geri gidiyor. Beden nereye yürürse yürüsün, ayaklar geri geri gidiyor.
Hiçbir kucağa güvenip de başımı yaslayamıyorum. Güvenecek pek bir şey yok, insanlara dair. İnsan, insan sonuçta. Tartışılır bir şey değil bu.

Çok kapı açılıyor, çok kapı var tırmalayacak.

Oysa insan hep, kendi kapısı olsun istiyor.

Kendi kapısı olsun da, açık mı olsun, kapalı mı olsun, orasını da sonra düşünmek istiyor.

Zor, bazı şeyler çok zor.

Pencereler titriyor, rüzgar sert esiyor, “Bana vurmaz.” diyorsun.

“Rüzgarı sırtına yiyen var, gece gündüz evsiz.” diyorsun.

“Ben çok iyi durumdayım, insanlar aç, evsiz, öldürülüyorlar, yakılıyorlar, işkence görüyorlar, hapsediliyorlar, tecavüze uğruyorlar.” diyorsun.

Ama insan, insan işte. İnsan öyle bencil ki, en çok kendi hâline üzülüyor.

-
Bazıları var, hiç kırılmıyorlar.
Beş ve sekiz arasında gidiyor adamların bütün duyguları.

Dört olmuyor, dokuz olmuyor, on beş olmuyor mesela.

Hep aynı aralıkta geziyorlar. Komik dizilere gülüyorlar. Komik videoları seviyorlar.
Renkli video klipleri, ağlatan şarkıları takip ediyorlar.
Onlara bir şey hissettiren şeyler, beş ve sekiz arasında olmadıklarını düşünmelerini sağlayan şeyler, iyi geliyor adamlara.
Bazıları var, hiç yaşlanmıyorlar.
Hep aynı adamlar. Hiç kırılmıyorlar.

-

Ota, ağaca, gök yüzüne, geceye bakıp “Hayat, var.” diyorum.

Ama bizim için değil.

Büyük yanılgı, bizim için olduğunu düşünmek hayatın.

Hayat bizden başka. Bizden büyük. Bize çok da lüzum yok.

O, “Her şey bizim için.” avuntusu bizim kendi kurnazlığımız. 

-

Kendim için yaşasaydım, nasıl da yaşardım, köküne kadar, toprağına kadar yaşardım.

Ama özgürlük satın alınabilir bir şeyden fazlası değil.

-

Çocuğuz tabii, cahiliz, deneyimsiziz, her yaşta, hepimiz.

Bihassa ben, oldukça çocuğum.

Daha çok büyürüm, kesin. Ama bok büyürüm, biraz da o var.

Çocuk olmak, insanların içini dışını görmeye, niyetini-niyetsizliğini anlamaya engel değil ki.

Çocuk olmak, engel değil ki.

Cahilim, bilhassa ben, çok cahilim.

-

Bir yandan da yaşadıkça öğreniyorsun işte.

Ama hayat hep yanlış şeyleri öğretiyor insana.

Güvenmemeyi, sevmemeyi, kendini kurtarmayı, kendini bir bok sanmayı öğretiyor.

Canın ne kıymetli olduğunu öğretiyor.

Oysa can, ne kıymetsiz.

-

En sevdiğim parçalarım çürüyüp döküldüler zamanla.

Görünen o ki, daha çok zamanım var.

Çürüyüp dökülecek parçalarımsa gittikçe azalıyor.

Hangisi önce bitecek? Ben mi, zaman mı?
-

Hiçbir şey yapmıyorum.

Hayatta kalıyorum. Başka hiçbir işe yaramıyorum.

Kim yarıyor ki?

-

Zor, bazı şeyler.

İnsan hep anlatıyor, insan hep olanı biteni anlatıyor… İnsan hep, olan bitenin kendisinde nasıl bir etki bıraktığını anlatıyor.
İnsan hep, dili döndüğü kadar anlatıyor.

Anlatıldığından, anlaşıldığından daha zor, bazı şeyler.

-

Şahidim,

hayatını hiç kendisi için yaşayamamış insanların, “son yıllar” telaşına kapıldıklarında,

ne büyük bir pişmanlıkla,

ne büyük bir çaresizlikle yığılıp kaldıklarına şahidim.

-

Yaşanmamış bir hayatı,

kırsan ne fayda,

düzeltsen ne fayda.

-

Kendimi kulaklarımdan tutup tavana asasım var.

Hiçbir yere sığamayacak kadar küçüğüm.

Hiç kimsenin anlamasını beklemiyorum.

-

Hiçbir şeyi görmek, hiç kimseyi sevmek istemiyorum.

Yalan mı söyleyeyim? Zorla mı yahu?

-

Bile bile ladeslerin dünyasında yaşıyoruz. Kendinizi kandırmayın.

Gündelik işlerin bokunda boğuluyoruz. 
Bir şey yaptığınızı sanmayın.

-

Bu, böyle bir ekolojik döngü.

İnsan, henüz yirmilik yaş dişlerinden kurtulamamış bir hayvan.

-

Fiziksel olarak ne kadar boktan bir şey olduğumuzun farkındayım.

Bu, hiçbir halta yaramayan duygularla ne yapacağımı bilmiyorum.

Alsam, satsam, şarkı yapsam.

-

Herkes şarkı yapıyor.

3 dakikaysa, 3 dakika. 4 dedi mi yoksun.

-

Kimse dinlesin, okusun, anlasın, sevsin diye yazmıyorum.

Hiçbir şey yapmıyorum ben.

-

Zor bazı şeyler.

Çok zor,

insanız sonuçta.

Olmadık henüz.

-

Ben anlatamıyorum.

Sen anlarmış gibi yapma.

Boşver.

-

Zor.